Uyku Apnesi Nedir?Ağustos 24th, 2010 @ 12:07
Türk toplumunda her 100 kişiden 14’ünde görülen ‘uyku apnesi’ erkeklerde daha yaygın… Kişinin uyku sırasında nefes alış verişinin aralıklı şekilde duraklamalar yaşaması sonucu, uyku düzeninin bozulmasına neden olan bu rahatsızlık, kalp hastalıklarından depresyona, reflüden hipertansiyona, cinsel isteksizlik ve işlevsizliğe kadar çok sayıda rahatsızlığa yol açıyor…
Günde 6-8 saat arasında uyuyan insanın uykunun rem ve rem olmayan evresini yaşamaktadır, bizi gece dinlendiren, sabah rahat kalmamızı sağlayan evre rem olmayan uykunun üçüncü evresidir. Uyku apnesi olanlar derin uykuya giremiyorlar.
Ölüme yol açabilir
Uyku apnesi olanlar derin uykuya girdiklerinde horlamasının arttığını, horlamadan sonra ise ciddi bir sessizlik oluşur. Normalde en az 10 saniye nefessiz kalması gereken kişinin, 60-80 saniye kadar solunumu durabiliyor, bu durumun bazı hastaları ölüme bile götürdüğü görülmüştür.
Kişiyi tansiyon ve reflüye götüren süreci şöyle: Karbondioksite çevrilen gazlar vücutta birikince solunum yolu uyarılıyor. ‘Ben ölüyorum ne yapacaksan yap’ deyip beyne mesaj gönderiliyor. Beyin ise ciddi bir adrenalin salgılıyor. Bu durum kişide yüksek tansiyona neden oluyor. Bu arada akciğerlerde ciddi şekilde kasılmalar olur. Akciğer genişliyor, mideye basınç yapıyor, midedeki asit salgısı geri kaçıyor ve reflü dediğimiz hastalık oluşuyor. Sürekli adrenalin salgılanması kalbi de etkiliyor, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu ortaya çıkabilir. Hormonların dengesiz salgılanması beyin kanaması, kardiyovasküler hastalıklar gibi rahatsızlıklara neden olabilir
Nasıl tedavi edilir?
Uyku apnesi olan hastalarda depresyon ve cinsel işlevsizliğinde yaygındır. Uyku apnesinin tedavisinde ilk olarak ameliyatın tercih edilmemesi gerekli. CPAP denilen üst solunum yollarına gece boyunca hava basıncı veren makine var, bunun başarısı kullanıldığı zaman yüzde 100. İlk olarak bu tür makinelerin kullanılması gerekmekte. Erişkin hastalarda ameliyat başarı oranı yüzde 60-70 arasında.
Yorumlar
sağlık
Tutuk Uyanmak Kirçelenme HabercisiAğustos 2nd, 2010 @ 23:57
Merhabalar diz, boyun ve omuz eklemlerinin sık sık tutulması büyük bir ihtimalle kireçlenme sorunundan kaynaklanıyor. Eğer bu tutulmalar özellikle sabah uyandığınızda sizi etkiliyor, kısa bir süre yaklaşık 15-20 dakika sürüyor ve geçiyorsa doktora görünmenizde fayda var.
Kirçelenme 40 yaşından sonra genellikle görünür. Erişkinlerin üçte birinde, 65 yaşın üzerinde yaklaşık %90 oranında, 70 yaş sonrası ise hemen hemen herkeste az veya çok kirçleme sorunu görülüyor. En sık dizler etkileniyor, omurga, eller, kalça, omuz ve ayaklarda bundan nasibini alıyor elbet. Hatta çene ve dirseklerde bile görülmesi mümkün.
Menapoz döneminde kadınlarda ortaya çıkan hormon yetmezliği kıkırdak yapısının erken yıpranmasına yol açıyor ve kadınların bu dönemde aşırı kilo alması eklemler üzerine yük bindiriyor. Buda kireçlenme ve eklem ağrılarına tuz, biber oluyor.
Kirçlenmenin belirtileri baştan anlaşılması zordur, sinsi ve yavaş ilerler. Çoğu kez hiçbir klinik yakınma olmadan ortaya çıkar. Bu yüzden hasta hastalığın ne zaman başladığını bilemez. Hastalık belirtileri ağrı, tutukluk, hareket kısıtlılığı, eklem genişlemesi ve şekil bozuklukları olarak sıralanabilir.
Kireçlenme ağrısı genellikle eklem aktivitesinden hemen sonra ortaya çıkar. Tipik olarak hareketle artar, dinlenmekle azalır. Hastalık ilerledikçe ağrı basit günlük aktiviteler sırasında bile sorun olabilir. Daha ileri dönemlerde gece uykuyu kaçıracak kadar ağrıya sebep olabilir. Ağrının şiddeti sabit değil değişkendir. İyi veya kötü günler hatta aylarca hastalık seyrine devam edebilir.
tutukluk hissi sabah ya da istirahat sonrasında görülür genellikle. Sabah tutukluğu kısa sürelidir. Kireçlenmede en sık tutulan eklemler dizlerdir hastalar diz çökme merdiven inip çıkma sandalyeye oturup kalkma sırasında zorluk çeker.
Eklem kireçlenmesini tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz yok. Ama ağrı ve diğer belirtileri kontrol altında tutarak hayat kalitesini arttırılabilir. Sakatlıklar önlenebilir ve düzeltilebilir.
Yorumlar
sağlık
Yaz Gelirken Migren…Nisan 12th, 2010 @ 10:50
YAŞAMIN her alanını etkileyen migren, birçok faktörün etkisiyle ortaya çıkıyor. Güneş ışığı, özellikle yaz aylarında migren ataklarını tetikleyen faktörlerin başında yer alıyor. Migren hastalarının güneş ve diğer yapay ışıklara karşı duyarlı olmasına foto fobi adı veriliyor.
Türk Nöroloji Derneği Başağrısı Çalışma Grubu bünyesinde hayata geçirilen “Türkiye’de Başağrısı ve Migren Epidem Çalışması”na göre; hastaların yüzde 89.3’ü migrenin hayatım etkilediğini ve engellediğini belirtiyor. Migrenle mücadelede teşhisin ardmdan doğru tedavi almanın yanı sıra tetikleyici faktörterden korunmak da önem kazanıyor.
ATAKLAR AZALTILABILIR
İstanbul Tıp Fakültesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Betül Baykan, migren hastalarının güneş ışığına karşı duyarlı olduklarını belirterek “Baş ağnsı çekerken ışıktan rahatsız olmak ve ışık tan kaçınmak isteği migrenin belirtilerinden biridir Buradaki ışık genelde güneş ışığı olabileceği gibi, diğer yapay güçlü ışıklar da rahatsız edici olabilir.
Fotofobi varlığı uluslararası başağrısı sınıflamasında migrene işaret eden çok önemli kriterlerden biri olarak kabul edilmiştir. Fotofobi nedeniyle migrenli hastalar karanlık ortamlara kaçarak ağrı dönemi atlatmaya çalışırlar” diye konuştu. Baykan, fotofobisi olan hastaların tedavisi hakkında şöyle bilgi verdi: “Migren de fotofobi sadece bir belirtidir ve tek başına bir tedavisi yoktur. Ancak etkili bir atak tedavisi ve yaşam kalitesi etkilenmiş hastalarda sürekli verilen koruyucu tedavi ile tüm ataklar azaltılabilmektedir.” Baykan, migreni başlatan faktörler arasında sık ifade edilen faktörlerden birinin ‘güneş ya da lamba ışığı’ olduğuna dikkat çekti: “Stres, açlık, uykusuzluk gibi tetikleyici nedenlerin migren kadar gerilim tipi baş ağrısı için de söz konusu olduğunu unutmamak gerekir.
Oysa parlak ışık, özellikle migrene özgü bir tetikleyicidir. Bu nedenle tanı açısın dan da değer taşır.” Prof. Dr. Betül Baykan, migren hastalarının güneş ışığından korunmak için nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı:
- Güneş ışınlarının diğer olumlu yanlan düşünül düğünde tam bir korunma önerilmemektedir. Ancak migrenli hastanın etkin koruyuculuğu olan bir güneş gözlüğü kullanması yararlıdır.
- İşi gereği dışarıda olmak zorunda olanlara ve tatile çıkacak migren hastalarına şapka ve gözlük kullanımı öneriyoruz.
- Migren ata birçok nedenle hatta hiç bir tetikleyici yokken dahi ortaya çıkabileceği için açlık uykusuzluk, dokunan gıdalar gibi diğer faktörlerin kontrol edilmesi, etkin bir migren atak ve gerek varsa koruyucu tedavinin varlığı da hastalığa karşı mücadelede oldukça önemlidir.
Yorumlar
sağlık
Meme Kanseri Tanı ve TeşhisMart 19th, 2010 @ 17:02
MEME kanseri eskiden 40 yaşın üzerindeki kadınlarda sık görülürken artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da rastlanılabilen bir hastalık haline geldiğine işaret eden Acıbadem Bakırköy Hastanesinden Gene! Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, “En önemli risk faktörlerinden biri kişinin ailesinde meme kanseri olması. Eğer kadının annesi, kız kardeşi, teyzesi ve teyze kızlarında meme kanseri varsa risk büyük. Baba tarafında kanser varsa da risk artıyor” dedi.
DİKKATLİ OLUN
Kadınların “Benim ailesinde kanser yok, bende de olmaz.” diye düşünmesinin yanlışlığına değinen Prof. Uras, “Ailesinde meme kanseri olmaması risk olmadığını göstermez: ama olması ciddi bir risk artışı d ır.
Ailenin birden fazla ferdinde meme kanseri varsa da risk artar. Ancak kişinin ailesinde kanser yoksa risk de ortadan kalkmıyor. Meme kanserli hastaların %5-10’unun ailesinde meme kanseri var, geri kalanın ailesinde yok.’ diye konuştu.
RİSK FAKTÖRLERİ
Prof. Uras, meme kanseri ile ilgili risk faktörlerini şöyle sıraladı:
Erken adet görmek (11 yaş altında görmek).
Geç menopoza girmek (50 yaş üzerinde girmek).
Doğum yapmamak.
Geç doğum yapmak
30 yaşından sonra doğum yapmak riski artırıyor
Hormonal ilaçlar kullanmak
Göğüs bölgesine genç erişkin döneminde çok radyasyon alması, çok akciğer filmi çekilmesi
Şişmanlık
Alkol kullanımı
Memesine çeşitli nedenlerle biyopsi yapılması ve parçanın patolojik incelemesinde meme kanseri risk artışını gösteren bulguların saptanması
İLK MAMOGRAFİ 35’TE
Meme kanserinin erken döneminde yakalanması önemlidir. Ancak kişinin risk taşıyıp taşımadığının da hekim tarafından belirlenmesi gerekiyor. Prof. Cilıaıı Uras, kadının önemli risk taşımasa da ilk mamografisinin 35’de yapılmasını öneriyor. Eğer sorun yoksa 40’a kadar normal muayenelerin sürmesi gerektiğini vurguluyor. 40 yaşından itibaren kadının memesinin durumuna, klinik bulgulara göre yılda bir ya da iki yılda bir mamografi yapılması, her yıl muayene edilmesi önem taşıyor. 50 yaşından sonra ise her yıl mamografi ve klinik ınua”nc arI..
MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ
Ele gelen kitle.
Meme başından gelen her akıntı
kanser habercisi değildir. Bol sulu akıntılar ve meme başından gelen kanlı akıntılar meme kanseri nedeniyle olabilir.
Hastalar en çok sulu akıntıda yanılırlar, bu berrak kötü bir şey değil diye düşünülür. Oysa araştırılmalıdır.
Kanlı akıntı çok önemlidir (aksi ispatlanana kadar).
Meme başında çekilmeler, şekil bozuklukları.
Meme derisinde çekintiler.
Meme başında egzamaya benzeyen yapılar, koyu kısımda kabuklu, egzama benzeri bir deri lezyonu varsa mutlaka değerlendirilmelidir.
Ciltte portakal kabuğu görünümü.
Memede ani kızarma ve şişme olması, bu tür bir görünüm enfeksiyona bağlı olabileceği gibi iltihabi tip denilen meme kanserinin de habercisi olabilir.
Koltuk altında ele gelen şişmiş bezeler.
Yorumlar
Kadın Sağlığı
Sonbahar Depresyonu ve ÇözümüEylül 27th, 2009 @ 18:55
Sonbahar depresyonu ile ilgili Ender Saraç’ın bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Malumunuz bayanlar son derecek hassas bünyelidirler. Bu sebepten dolayı bu tip rahatsızlıklar sık sık bizi bulur.
Öncelikle Sonbahar Depresyonu Belirtileri:
• Sabah yataktan yorgun, dinlenmemiş kalkma ve güne isteksiz başlama
• Sık sık hastalanma, bağışıklık sisteminde zayıf ama
• İştah dengesizlikleri (aşırı artmış bir iştah veya tersine yemek yemeye karşı isteksizlik)
• Kilo alımı veya aşırı zayıflama
• Uyku kalitesinde bozukluk, gündüz uyuma isteği ama akşam yatınca kısa sürede uyanma ve derin dinlenmiş olarak uyanamama
• Öncelikle intihar riski, düşüncesi olan veya bulgulann ileri olduğu durumlar varsa mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.
Yorgunluğun, halsizliğin ve ağrıların eşlik ettiği durumlarda mutlaka bir hekime başvurarak muayene ve kan tahlili yaptırmak gerekli olabilir. Eğer muayene ve tahlilleriniz normal ise o zaman mevsimsel bir durum söz konusudur ve biraz gayretle bu sıkıntılı ruh halini rahatlıkla aşabilirsiniz. Bu dönemde kullanacağınız bitkisel ilaçlar, çaylar, baharatlar, egzersiz programı ve olumlu düşünce teknikleri size çok yardımcı olacaktır.
Kışa girmeden yapılan yanlış ve ağır, açlık diyetleri de bedeni, sinir sistemini vitaminsiz bırakarak sonbaharda kendinizi daha kötü hissetmenize yol açabilir.
Sonbahar depresyonuna özel menü (3-4 günde bir bu menüyü uygulayabilirsiniz)
(Yüksek oranda Omega 3, B vitamini ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak doğal destek maddeler içerir)
Sabah:
• 1 kase yulaf ezmeli, keten tohumlu, tarçınlı, cevizli, sütlü kahvaltı
• 1 tatlı kaşığı arı poleni
Ara:
• 4 ceviz içi
• 1 muz
• 1 sade veya az şekerli Türk kahvesi
Öğlen:
• 1 porsiyon somon balığı
• 1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
• 2-3 adet sivri biber
• Bol limon ve yeşillikli kurutulmuş yaz domatesli salata
• 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
• 5-6 adet zeytin
Ara:
• 1 porsiyon az şekerli, bol cevizli kabak tatlısı, 1 fincan adaçayı
Ara:
• 1 dilim tam buğday ekmeği üzerine yumurta ve peynir çırpılacak, ızgara yapılacak
Akşam:
• 1 kase bol fesleğenli domates çorbası
• 1 porsiyon az yağlı peynirli makarna
• 1 bardak taze portakal suyu
Gece:
• 2-3 parmak bitter çikolata.
Aralarda bol sıcak su ve 2-3 fincan adaçayı içilecek. Tüm yemeklere mideniz sağlamsa bol kırmızıbiber, fesleğen katılacak.
Diğer Öneriler:
- Sonbahar depresyonunun etkilerini hissediyorsanız özellikle sandal ağacı, fesleğen, lavanta, paçuli, ylang-ylang, gül kokularını bolca koklayın.
p) turuncu, kırmızı gibi canlı ve uyancı renkleri tercih edin. Kıyafetlerinizin mutlaka bu renklerde olması gerekmez. Üzerinizde taşıyacağınız bir aksesuar da (şal, fular, kravat, eşarp vb.) olabilir.
- Çok bunaldığınızda geriye doğru iyice gerinerek ve sonrasında esneyerek yaslanın ve gözlerinizi kapayın. Huzur, bolluk ve tam bir sağlık içerisinde olarak düşünün, o anın gerçek olduğunu hissedin.
-Her gün 10-15 dakika güneş ışığına çıkın. Sonbaharı yaşadığımız bu günlerde güneş ışığı çok önemli temel ihtiyacımız ve enerji kaynağımızdır.
- St. John’s Worth yani sarı kantaron hafif ve orta şiddetli depresyona karşı etkilidir.
- Çok güneşli günlerde koruyucusuz güneşlenilirse hassas ciltlerde kalıcı olmayan lekeler yapabilir.
- Omega 3 yağı hayvansal gıda olarak en çok somon, uskumru, sardunya gibi balıklarda, bitkisel olarak ise başta keten tohumu olmak üzere, ceviz, semizotu ve taze fasulyede bulunur. Omega 3 yağını egzama türlerinde, sinir sisteminin çeşitli hastalıklarından, depresyondan korunmada faydalıdır. Yalnız balık ürünlerine karşı alerjisi olanlar ve kan sulandırıcı hap kullananlar doktorlarına danışmadan Omega 3 kullanmasalar iyi olur.
- 5-HT, SAM-E gibi bazı doğal maddeler hekim kontrolünde depresyona karşı yardımcı olabilir.
- Kırmızı pul biber; nane, limon, melissa, zencefili yemeklerinizde kullanın.
- Egzersiz yapmayı ihmal etmeyin.
Yarın bir çok el işleri çalışması ile karşınızda olacağız. ek olarak derya baykal direksiyon kılıfı yapmayıda tarif edeceğim.
Yorumlar
Kadın Sağlığı
Hamilelikte Astım Geçirmek TehlikeliTemmuz 12th, 2009 @ 17:11
Gebelikte en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alan astım iyi kontrol edilmediği takdirde anne adaylarında ve bebekte ciddi sorunlara yol açabiliyor.
Sistematik ve kronik bir hastalık olan astım, daha önceden kişide var olabileceği gibi ilk kez hamilelik sırasındada ortaya çıkabilir. Alman hastanesi göğüs hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Özgür Karacan, hamileliğin astım ve solunumla ilgili bazı problemleri tetiklediğine dikkat çekerek şunları söyledi.
Hamilelik dönemi solunum sisteminde bazı değişikliklere neden olmaktadır. Vücuttaki genel ödeme paralel olarak östrojen hormanunun da etkisiyle solunum yollarında ödem ve şişkinlikler meydana gelir. Bu duruma bağlı olarak burun tıkanıklığı, akıntı ve horlama ortaya çakır.
Hamilelik astımı şöyle tetikliyor. Rahim büyüdükçe diyafram kasını yaklaşık 4 cm yukarı iter ve göğüs çapı artar. Progesteron hormonu ise akciğer kapasiteleri üzerinde değişikliğe neden olur. Buna bağlı olarak hamile bir kadın daha hızlı soluk alıp verir ve kandaki oksijen ve karbondioksit oranları değişir. Tüm bu değişimler hamile kadınlarda daha kolay ve şiddetli solunum yetmezliği ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Gebelik döneminde geçirilen astım değişik bir seyir izler. Hastaların 1/3′ü hastalığın seyrinde düzelme, 1/3′ünde kötüleşme yaşanır. Geri kalan kısımda ise hiçbir değişiklik olmaz.
Hastalık genellikle gebeliğin son dönemlerinde düzelme eğilimi gösterir. Atakların sıklığı azalır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekte.
Bu hastalığın hamilelikte başgöstermesinin bir diğer nedenide bebeğe yan etkisi olacak düşüncesiyle ilaç ve tedavinin yeterince yapılmaması. Fakat astım ilaçlarının gebelikte kullanımının bir sakıncası, anne karnındaki bebeğe bir zararı bulunmamaktadır.
Astım iyi kontrol edilmediği takdirde ölüme kadar yol açabilecek bir hastalıktır. Ve bu ihtimal hamilelik dönemidne dahada artar. Bu yüzden doktorunuza danışıp gebe hanımlara bir sakıncası olmayan ilaçlar alıp kullanmanız gerekmekte.
Yorumlar
Kadın Sağlığı ·
Kategorilenmemiş